obsesif şal

“Obsesif Şal” hikayesinden bir bölüm:

“Önce, iki katlı evin birinci katından işe başladı. Giriş kapısını boydan boya hafif ıslak bir bezle silip toz beziyle kuruladı. Tüm giriş holüne paspas çekti. Eskisi gibi genç ve sağlıklı olmadığından çabucak yapamıyordu, daha da kötüsü beline ağrılar saplanıyordu. Ama her tarafı temizlemezse; pisliğin içinden çıkan korkunç yaratıklar tarafından yutulacağını da biliyordu. Korkuyordu, korktukça temizliğe daha sıkı sarılıyordu. Giriş holünden sonra birinci kattaki ufak alaturka tuvalete iyice temizleyici sıvıları döktü ve temizlik yapmaktan, duş almaktan, yıkanmaktan buruşmuş ellerine eldiven takıp en ufak bir noktayı bile atlamadan her yeri ovaladı. Bu alaturka tuvaleti yıllardır kullanmazdı. Tuvaletin deliğinden, onu pisliğin içine çekebilecek bir el uzanabilirdi. Bu sebeple deliğe bile bakamıyordu. Karanlık delikte kim bilir nasıl korkunçluklar yaşıyordu. Bir keresinde, bu deliğin içinden bir hamamböceği çıkmıştı. Aman Allah! O nasıl bir canlıydı öyle! Nereye kaçacağını bilememişti. İkinci kattaki dolabın içine saklanıp kardeşinin gelmesini beklemiş, kardeşi geldiğinde ise tüm evi boydan boya ilaçlatmıştı.

Küçük tuvaletin temizliğini bitirdikten sonra hemen ikinci kattaki banyoya koştu. Duş alıp temizliğine öyle devam edecekti. Öğle vakti olmasına rağmen bugün sadece iki kez duş almıştı. Ne kadar pisti! Tuvaletten üzerine pis pis mikroplar sıçramış olmalıydı. Hemen soyunup dökündü. Aynada çıplak bedenine dikkatlice baktı. Artık genç bir kız değildi. Tüm derisi keselenmekten dökülmüş, soyulmuş ve buruşmuştu. Saçları kullandığı şampuan ve diğer kimyasal temizlik maddelerinden dolayı dökülmüştü. Banyonun tepeden vuran ışığı saçlarının seyrek yerlerini yüzüne vuruyordu. Üzülerek sarı ve güzel saçlarına baktı. Sonra sinirle banyonun ışığını kapattı. Şimdi, karanlık banyoyu sadece havalandırma amaçlı olan ufak bir pencere hafifçe aydınlatıyordu. Hiç vakit kaybetmeden etlerini haşlayan kaynar suyun altına girdi. Sıcak su yüzünden çığlık atmamak için kendini zor tutuyordu. Yansa da kavrulsa da sıcak suya ihtiyacı vardı. Derisindeki gözenekleri açan sıcak su, kirlerden daha rahat arınmasını sağlıyordu.

Tüm bedenini dakikalarca keseledikten, saçlarını da üç defa şampuanladıktan sonra yumuşak bornozuyla kurulanıp tekrar aynanın karşısında geçti. Yüzü kıpkırmızı olmuştu. Üzerinden buharlar çıkıyordu. Buna aldırış etmeden, aynanın altındaki çekmecelerden birinde bulunan onlarca açılmamış diş fırçasından birini aldı. İyice sıcak suyun altında yıkadıktan sonra bolca diş macunu sıkarak ağzına götürdü. Dişlerini bugün altıncı kez fırçalıyordu. İyice bastırarak diş fırçasını dişlerinde ve diş etlerinin üzerinde gezdirmeye başladı. Çok fırçalamaktan diş etleri koyu kırmızı olmuş ve diş köklerini gösterecek kadar çekilmişti. O bastırdıkça diş etleri kanamaya başlıyordu. Ağzının içinde kan gölü oluştu. Yine aldırış etmedi. Alışmıştı, fırçalamaya devam etti. İşi bittikten sonra diş fırçasını çöpe attı ve giyinmeye gitti.”

 

Obsesif bozukluğundan dolayı sürekli temizlik yapan bir kadın ve ona aşık olan sokaklarda yaşayan bir adam, geçmişin sırları ile yüzleşmek zorunda kalıyor.

Sıradan olmayan iki insanın sıradan aşk hikayesi!

Hikayeyi okumak için buraya tıklayınız.

Sercan Arslan

sercan arslan

 

Bir Cevap Yazın