Yarasa Çocuk

Tüm sınıf tokat sesiyle yankılandı. Uzun boylu, kalıplı, gür bıyıklı öğretmen, kocaman elleriyle, güzel yazı dersinde yazısını yazmayan siyah saçlı ve çekik gözlü öğrencisine sıkı bir tokat atmıştı. Çocuğun buğday tenli yüzü kıpkırmızı kesildi, gözleri de kıpkırmızıydı. Ağlamamak için kendini zor tuttu. Ağlayamazdı; çünkü süper kahramanlar en ağır dayakları yese bile ağlamazlardı. “Ah, kostümüm keşke yanımda olsaydı seni nasıl pataklardım!” diye düşündü. Ama öğretmenini pataklayamazdı. Kötü adam değildi, doğru olmazdı. O sadece hırsızları, katilleri, gangsterleri, soyguncuları ve diğer suçluları dövüp polise teslim ederdi. Ayrıca şu an gündüzdü. Yarasa Çocuk sadece geceleri ortaya çıkardı.

Yediği tokadın etkisiyle hafifçe sendeleyerek yerine oturdu. Gözünü tekrar üç sıra önünde oturan uzun sarı saçlı, tatlı tatlı öğretmenini dinleyen kıza dikti. Tokadı da o kız yüzünden yemişti. Hayır, kızın kötü niyetinden veya kızın şikâyet etmesinden değildi; o kıza âşıktı, gözünü ondan alamıyordu. Kızın her hali çok hoşuna gidiyordu. Kar gibi beyaz elleriyle yazı yazışı, tahtaya çıkıp büyük bir bilgelikle soruları çözüşü, arkadaşlarıyla sohbet ederken yumuşak yumuşak gülüşü, dersi meraklı gözlerle dinleyişi, yürürken uzun saçlarını istemsiz sağa sola sallaması, pembe Hello Kitty’li kalem kutusundan rengârenk kurşun kalemlerini çıkarıp sıraya dizişi, beden eğitimi dersinde Adidas marka zarif ve şık eşofmanlarıyla ip atlayışı, Arı Mayalı çantasını takıp hiçbir yere uğramadan direkt eve gidişi…

Her an kızı izliyor, her an kız ve kendisiyle ilgili hayaller kuruyordu. Yazısını bu yüzden tamamlayamadığı için öğretmeninden tokat yemişti. Normalde süper kahramanların güvenlik açısından sevgilisi olamazdı ama o diğer kahramanlara göre farklıydı. Her ne olursa olsun sevdiği kızı herkesten ve her düşmandan koruyabileceğine emindi. Hem Batman’in de sevgilileri vardı. Kedi Kız vardı, gazeteci kadınlar vardı, son okuduğu çizgi romanda en büyük düşmanı olan Ra’s Al Ghul’un kızıyla bile sevgili olmuştu. O Batman ise, kendisi de bugüne bugünlük Yarasa Çocuk’tu. Batman kadınlarla sevgili olabiliyorsa, o da sevdiği kızla, yani Sibel ile sevgili olabilirdi.

 Yediği tokadın ağrısı bir türlü geçmiyordu. Tokadı üç ders önce yemesine rağmen yüzü hâlâ yanıyordu. Bir an önce eve gidip dedesinin getirdiği yeni çizgi romanları okumak istiyordu. Bu hafta dedesi Batman çizgi romanı getirmemişti ama olsun, diye düşündü. Batman’in yokluğunda Spiderman veya X-Men’de gayet keyif verebilirdi. Peter Parker ve Mary Jane’i, Cyclops ve Phoenix’i, kendisi ile Sibel’i düşündü. Ne çok yakışıyorlardı. Sibel’e de süper kahramanlığı öğretip beraber İzmir’den düşmanları temizleyeceklerdi. Kendisi tuzağa düştüğü zaman Sibel gelip kurtaracak, Sibel kaçırıldığı zaman gidip sevgilisini kötü adamların elinden alacaktı. Tatlı tatlı düş kurup Sibel’e tekrar tekrar baktı.

 Çıkış zilinin çalmasıyla tüm öğrenciler koşarak sınıftan çıktı. O ise çantasını ağır ağır toplayıp Sibel’in çıkmasını bekledi. Her zaman olduğu gibi Sibel’i önce takip edecek, sonra kendi evine gidecekti. Hafif yağan yağmurun altında Powerpuff Girls’ün bulunduğu şemsiyesini açan Sibel’i şemsiyesiz, ıslanarak takip etti. Dedesi sabah şemsiyesini alması konusunda uyarmıştı ama onu dinlememişti. Süper kahramanlar ıslanmaz veya üşümezdi. O da üşümemeye çalışıyordu. Yağan yağmurdan sırılsıklam olmuştu; soğuktan dişleri titriyordu; botlarını da giymediği için ayakları sırılsıklamdı. Birden Sibel’in çantasının fermuarına takılı olan, pug cinsi köpek görünümlü, anahtarlık çantadan kopup yere düştü. Kız düştüğünün farkında olmadan hızlı hızlı yürüyordu. Yarasa Çocuk çevik hareketlerle kopan anahtarlığı yerden aldı ve kızın peşinden koşmaya başladı. Kız yağmurun sesinden çocuğun seslenişini duymuyordu. Çocuk son çare olarak eliyle kızın omzuna dokundu. Kız hafif irkilip arkasına döndü. Ela gözlerinin göz bebekleri kocaman olmuştu; korkudan tam çığlık atacaktı ki çocuğu gördü. Çocuk elindeki anahtarlığı süper kahraman edasıyla kıza uzattı. Kız hiçbir şey demeden anahtarlığı aldı ve yapma bir gülüşle yoluna devam etti. Bugün öğretmeninin attığı tokattan bile daha fazla canı yanmıştı. Neden ufacık bir teşekkürü bile çok görmüştü? Oysaki koşarken kısa zamanda kafasının içinden ne büyük hayaller geçmişti. Anahtarlığı kıza teslim edecek, kız onun yanağından öpüp koluna girecekti. Yağmurun altında Powerpuff Girls’ün olduğu şemsiye ile dip dibe yürüyeceklerdi. Gözlerinden ufacık bir damla yaş aktı. Yağmur yüzünden sırılsıklam olmuş, soğuk suratında sıcacık damla yere doğru kendine yol açtı. En son gözünden yaş, Batman’in Bane tarafından beli kırıldığı çizgi roman serisinde akmıştı.

Mandalina ağaçlarıyla bezeli bahçelerinden koşarak evine girdi. Evleri nispetten lüks sayılabilecek tek katlı bir villaydı. Alsancak’ın Kıbrıs Şehitleri Caddesi’nde büyük bir kitapçının sahibi olan dedesiyle beraber yaşıyordu. Tıpkı Bruce Wayne gibi annesi ve babası yoktu. Tek fark, Bruce Wayne’in annesi ve babası kötü adamlar tarafından öldürülmüştü. Onun ise annesi ve babası boşanmış, ikisi de çocuğu istememiş, o da babasının ebeveynlerine kalmıştı. İki sene önce babaannesinin ölümüyle de dedesiyle baş başa kalmıştı. Gün içinde Zeynep adında üniversite öğrencisi bir kız gelip öteberi topluyor, onlara yetecek kadar yemek pişiriyordu. Zeynep Abla’sı şansına o gün evde yoktu. İçinden, Zeynep Abla bugün gelmedi, diye dua etti. Onun bu ıslanmış halini görseydi direk dedesine söyler, dedesi de ona çok kızardı. Zeynep ablasını seviyordu sevmesine ama en ufak şeyi bile hemen dedesine yetiştiriyordu. Dedesi böyle tembih etmişti. Derslerinde başarısız olsun, kavga etsin, üstünü başını kirletsin, evi dağıtsın hemen dedesi duyuyor, sonra onu azarlıyordu. Dedesi aslında sert bir adam değildi. Torununu canından çok seviyor, adeta onun için yaşıyordu. Oğlu olacak herifi evlatlıktan ret etmişti. Bu sebeple tüm malı mülkü torununa kalacaktı. Onu geleceğe en iyi şekilde hazırlaması lazımdı. Kitapçısı şu an İzmir’in en iyi iş yapan dükkânlarından biriydi. Yaklaşık kırk senedir bu işi yapıyordu. 1980 darbesinde sakıncalı kitaplar sattığı için dükkânı bir ara kapatılmış ve batma eşiğine gelmişti, ama o muhacir kanı taşıyordu. Muhacirler asla pes etmezdi.

Yarasa Çocuk hemen üzerini değiştirip Zeynep Abla’sının hazırlayıp bıraktığı sandviçini hızlıca yedi. Televizyon başına geçip Show TV kanalını açtı. Birazdan Batman Animasyon Serisi başlayacaktı. Neredeyse yedi yıldır yayında olan bu seriyi baştan sona defalarca kez izlemişti. Neredeyse her bölümü ezbere biliyordu. Batman ağzını açmadan o ne diyeceğini tahmin edip önceden söylüyordu. Arkadaşları şu sıralar popüler olan Pokemon serisi varken Batman’i izlediği için onunla dalga geçiyor ama o aldırmıyordu.

Dedesi, ufaklığından beri, anne ve babasının ayrıldıktan hemen sonra, kafası dağılsın diye Sabah gazetesinin Batman çizgi romanı eklerini eve getiriyor, ona okuyordu. O da kendi gibi öksüz ve yetim olan Batman’e kafayı takmış, örnek almıştı. Bazen evin içinde şınav ve mekik çekiyor, kendi kendine hayali düşmanlarla kavga ediyordu. Okuma yazmayı öğrenmeden önce sadece resimlere bakarak, şimdi ise okuyarak tüm Batman serilerini bitirmişti. Televizyonda yayınlanan Batman Animasyon Serisi’nin tüm bölümlerini izlemişti. Dedesiyle beraber Karaca Sineması’nda Micheal Keaton’ın, Val Kilmer’ın ve George Clooney’nin başrollerinde oynadığı tüm Batman filmlerini en önden izlemişti. Ama hiçbir oyuncuya Batman kostümünü yakıştıramamıştı. Onun için Batman’i ancak kendisi layıkıyla oynayabilirdi.  

Batman Animasyon Serisi’de Joker’in Gotham şehrinde tüm balıkları zehirleyip kendisine benzettiği bölümü (Batman Animasyon Serisi, 1.Sezon, 46.bölüm) keyifle izleyip yatağına uzandı. Ev sıcak olmasına rağmen halen daha üşüyordu. Çok kötü ıslanmıştı. Eğer Sibel ona tek kelime edip iyi davransaydı ıslanmış olmasını takmazdı. Fakat Sibel’in ona kuru bir teşekkür bile etmeyişi içine dert olmuştu. Sekiz yaşında bir çocuğun çekebileceği en büyük acıyı çekiyordu. Yarasa Çocuk, Altay armalı yorganını boğazına kadar sıkıca çekti. Tüm bedeni ve kemikleri titriyordu. Sibel’i düşünüp rüyaya daldı.

Hilton Oteli’nin en tepesinden Kordon’u ve ötesindeki Karşıyaka’nın ışıklarını izliyordu. Denizden esen hafif rüzgâr pelerini dalgalandırıyor, bu gece de İzmir şehrini kötü adamlardan temizlediği için kendisiyle gurur duyuyordu. Aniden bulutlu havayı aydınlatan yarasa logolu Batman sinyalini gördü. Konak’ta bulunan İzmir İl Emniyet Müdürlüğü onu göreve çağırıyordu. Ama tüm düşmanlarını Buca F Tipi Kapalı Cezaevi’ne tıkamıştı. Kimdi bu kendisinden korkmayan, budala düşman? Bu gece yeteri kadar adam tokatlayamamıştı. Bu aptal düşmanı iyice benzetip şerefli polis memurlarına teslim edecekti. Yeni seçilen belediye başkanı Ahmet Piriştina da ona şehrin anahtarını verecekti. Hilton Otel’inin en tepesinden kendini boşluğa bıraktı. Cebinden çıkarttığı sağlam kancalı kablo atan tabancasını en yakın binaya sıktı. Birden ne olduysa her taraf kararmıştı. Dedesi başına acı sirke kokan bez koyup ateşini düşürmeye çalışıyordu. Gece uyurken ateşi fırlamış, dedesi de ona sirkeli su hazırlamıştı. Sabaha kadar dedesi başında bekledi. O da ateşinin biraz düşmesiyle uyuyakaldı.

Güneş İzmir şehrini tekrar aydınlattığında dedesi gitmişti. Zeynep Ablası da ara ara odasına girip bir şeye ihtiyacı olup olmadığını soruyordu. Ateşi düşmüştü ama kendisini çok halsiz hissediyordu. Tabii ki, ıslanıp hasta olduğundan değil, tüm gece düşmanları kovaladığından halsizdi. Kolay mıydı, kahramanlık? Rüyasında gerek Basmane’nin karanlık sokaklarında hırsız kovalamış, gerek Kadıfekale’deki gecekondularda katil aramış, gerekse Çamdibi’ndeki Atatürk Parkı’nda mafya ile savaşmıştı. Kolunu kaldıracak gücü yoktu. Dedesi de bu yüzden bugün okula gitmesin, dinlensin, demişti. Tüm gün çizgi romanlarını okuyup yatmayı planlıyordu. Tek üzüldüğü konu, bugün beden eğitimi dersinde Sibel’in ip atlayışını ve voleybol oynayışını izleyemeyecek olmasıydı.

Akşama doğru okulunun çıkış saati yaklaşmaya başladı. Zeynep Abla’sı odasının tozunu alıyordu. Kendini daha iyi hissettiğini ve bakkala gidip Cino alacağını söyledi. Zeynep Abla’sı başta izin vermediyse de sonradan yumuşadı ve izin verdi. Apar topar üzerine kazak ve mont giyip sokağa fırladı. Asıl amacı okul çıkışında Sibel’i görmekti. Onu bir kere görseydi eğer ne ağrısı kalırdı, ne de acısı! Hem dün onunla konuşmadığını da unutmuştu. Sanki dün yaşanmamış gibiydi. Sibel’i tüm gün görmediği için aşkı daha fazla artmıştı. Koşarak okulunun yolunu tuttu.

Okula vardığında arkadaşları veya öğretmeni görmesin diye bir ağacın arkasına saklandı. Yarasa Çocuk gizlenmek ve saklanmak konusunda uzmandı. Sessizce avına yaklaşır ve çıt bile çıkarmadan işini bitirirdi. Gizlendiği ağacın arkasından kafasını gizlice uzatıp okuluna bakıyordu. Az sonra okulun çıkış zili çaldı ve öğrenciler koşarak okuldan çıktı. Bugün şansına yağmur yağmıyordu, hava güneşliydi. Görüş açısı gayet yeterliydi. Uzaktan tüm okulun yuvasına hortumla su tutulmuş karıncalar gibi dağılışını izledi. Herkes çıktıktan sonra kırmızı paltosu, mor ponpon takılmış atkuyruğu saçları, kırmızı ve parlak ayakkabıları, beyaz ve çilek desenli çorapları ve Arı Maya Çantasıyla Sibel’i gördü. Tek başına saçlarını sağa sola savurarak yürüyordu. Kız biraz ilerledikten sonra belli etmeden peşine takıldı. Sibel’i tekrar görünce kalbi bütün şiddetiyle atmaya, soğuk havada terlemeye başlamıştı. Geceleri İzmir’in karanlık sokaklarında tek bir kötü adam bile bırakmayan süper kahraman adeta çaresizce duygularının esiri olmuştu. Bu halini düşmanları görmesin diye dua etti.

Evine çok az kala küçük kız durdu ve sağına soluna bakmaya başladı. Yarasa Çocuk ne olduğunu pek anlayamadan uzaktan izlemeye başladı. Aman tanrım! Sibel’in etrafını hırlayan sokak köpekleri sarmıştı. Hırlayıp saldırmaya hazırlanan bir grup kocaman ve uyuz köpek, kızın etrafında dönüyordu. Yarasa Çocuk hiç vakit kaybetmeden koştu ve kızın önüne atladı. Batman bile şu an onun kadar cesur olamazdı. Eline aldığı ufak bir kaya parçasıyla köpekleri korkutmaya çalışıyordu ama köpeklerin geri adım atmaya niyeti yoktu. Sibel Yarasa Çocuk’un gelmesiyle uzaklaşmış, uzaktan uzağa sınıf arkadaşının başıboş köpeklerle dalaşmasını izliyor ve çığlıklar atıyordu. Ama etrafta kimseler yoktu. Köpekler, Yarasa Çocuk’u aralarına almış ve her taraflarını ısırıp kemiriyordu. Yarasa Çocuk acıyla çığlık atıyor ve son gücüyle köpeklere yumruk, tekme atıyordu. Şanslıydı ki uyuz köpeklerin açlıktan ve vitaminsizlikten çeneleri ve dişleri güçlü değildi. Çok fazla zarar veremiyorlardı. Sibel ve Yarasa Çocuk’un çığlıklarıyla bir grup eli sopalı adam gelip köpekleri kovdu. Hemen yaralanan ve üstü başı paramparça olan Yarasa Çocuk’un başına toplandılar. Çocuğun tüm bedeni kan içindeydi. İçlerinden birisi arabası ile çocuğu hemen acile götürdü.

Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi’ne kaldırılan çocuk, bilincini kaybetmişti. Çok kan kaybı vardı. Üzerinden kimlik çıkmadığı için semt karakolundan devriye iki polis memuru, olayın olduğu sokakta esnafa sorarak dedesine ulaştı. Yaşlı adam dükkânı kapatıp hemen hastaneye geldi. Çaresizce acilin kapısında bekliyordu. Bahtsız torunum, anası babası bırakıp gitti, şimdi de bu, deyip bir sigara yaktı. Sigarasının yoğun dumanlarını havaya üflerken doktor geldi ve yaşlı adamla konuştu. Çocuğun durumu iyiydi ama bir süre hastanede yatması gerekiyordu. Dedesi, gerekirse varımı yoğumu veririm, yeter ki iyileşsin, diye doktora yalvardı. Doktor da dedesine güzel sözler söyleyip teselli etti.

Yaklaşık iki hafta boyunca hastanede yatan Yarasa Çocuk, alçıya alınmış kırık sol kol, korseyle sabitlenmiş çatlak kaburgalar ve sayısız yara beresiyle taburcu edildi. Tüm bu iki hafta boyunca aklında sadece Sibel vardı. Sibel’in hayatını kurtarmış, küçük kızın kahramanı olmuştu. Acaba Sibel onu sınıfta nasıl karşılayacaktı? Herkesin içinde onu öper miydi? Sibel de ona âşık olup sevgili olurlar mıydı? Sınıfta yanına oturup tüm ders ve teneffüs boyunca elinden tutar mıydı? Okul çıkışı evine götürüp ailesine ‘’İşte benim kahramanım!’’ deyip tanıştırır mıydı? Sibel’in babası da Yarasa Çocuk’u alnından öpüp ‘’Damadım!’’ deyip bağrına basar mıydı? Bunların hepsi neden olmasın, diye düşündü. Sonuçta kızın kahramanıydı. Her çizgi roman veya filmde kahraman tarafından kurtarılan kızlar, kahramanlarına âşık olurdu. Sibel neden ona âşık olmasındı?

Evde dedesi salonun ortasında rahat edebileceği bir yatak hazırlatmıştı. Torununu yavaşça yatağa yerleştirdi. Daha bir iki hafta boyunca evde yatması gerekiyordu. Canı sıkılmasın diye ona sayısız çizgi roman getirmiş, Batman ve Spiderman Animasyon Serileri’nin kasetlerini satın almıştı. Yarasa Çocuk’un keyfi gayet yerindeydi. Sibel de olsaydı, beraber sarılıp Batman’i izleseler, ah ne güzel olurdu!

Günler sonra kapıları çaldı. Sınıf arkadaşları ve öğretmeni Yarasa Çocuk’u ziyarete gelmişti. Getirdikleri ufak tefek hediyeleri çocuğun yatağına bırakıp tek tek geçmiş olsun dileklerini sundular. Herkes ona gıptayla bakıyor, kahraman olarak görüyordu. Yaptığı kahramanlığı tüm mahalle, hatta tüm ilçe duymuştu. Artık o bir tanınmış kahramandı.

Tüm arkadaşlarını tek tek ve defalarca süzdü ama Sibel’i göremedi. Sibel neden gelmemişti? Asıl onun gelmesi gerekmiyor muydu? Acaba başına, başka, bir şey mi gelmişti? Yoksa tek başına mı ziyaretine gelecekti? Tabii ya! Kahramanını herkesle beraber, sıradan bir şekilde ziyaret edecek değildi ya! Herkes gittikten sonra gelecekti! Kendi kendine kafasını rahatlattık sonra arkadaşlarının bir an öncesi gitmesi ve Sibel’in gelmesi için dua etti.

Bir süre sonra Zeynep Abla’sının ikram ettiği çaylar ve kekler yenilmiş, çocuklar gitmeye hazırlanmıştı. Tam kapıdan çıkarken öğretmeni ‘’Söylemeyi unuttum. Sibel arkadaşının babası Avrupa’da bir şehirde iş bulmuş. Apar topar oraya taşındılar. Sana da göstermiş olduğun kahramanlık için çok teşekkür ettiler. Ayrıca Sibel arkadaşın sana ufak bir hediye gönderdi.’’ dedi ve ceketinin iç cebinden ufak bir paket çıkardı. Gözleri dolan ama belli etmemeye çalışan Yarasa Çocuk paketi aldı ve herkes gittikten sonra hüngür hüngür ağlamaya başladı. Sibel gitmişti demek! Bir daha dönmeyecekti! Şimdi ne yapacaktı? Önce annesi ve babası, şimdi de Sibel… Şu hayatta sevdiği hiç kimse kalmamıştı. Dedesi de çok yaşlıydı, yarın öbür gün belki de ölecekti. Ah Sibel… Yarasa Çocuk, senin için canını bile vermeye razıyken ve verecekken nerelere gittin? Savaştığı hiçbir düşman ona bundan daha fazla zarar veremezdi. Keşke o köpekler onu o gün parçalasaydı da bugünü yaşamasaydım, diye düşündü. Şimdi tek tesellisi şu ufacık paketti. Zarifçe paketlenmiş hediyeyi hızlıca açtı. İçinden, yağmurlu günde, Sibel’in düşürdüğü pug cinsi köpek görünümlü anahtarlık ve ufacık, dörde katlanmış bir kâğıt çıktı. Köpeği barına bastı ve kokusunu iyice içine çekti. Kâğıdı dikkatlice açtı. Karşısına Sibel’in kibar ve düzgün el yazısıyla yazmış olduğu bir paragraf çıktı, ‘’Ben de seni seviyorum. Hayatım boyunca kahramanım olacaksın. Bir gün tekrar karşılaşıp evleneceğiniz. Elveda…’’ yazıyordu.

Yarasa Çocuk, ağrılarına ve acılarına aldırmadan yerinden sıçradı. Bugün onun en güzel günüydü. Demek bir gün Sibel ile evlenecekti. Ondan mutlusu yoktu. O güne kadar İzmir şehrini kötü adamlardan temizleyip daha da güzel hale getirecekti. Keyifle televizyonu açıp Show Tv kanalını buldu. Batman Animasyon Serisi az önce başlamıştı. Şansına da Joker ve Harley Quinn’in tanışıp birbirlerine âşık olduğu bölüm (Bu bölüm Batman Animasyon Serisi’nde değil, Yeni Batman Maceralarında yayınladı. Türkiye’de hiçbir kanalda gösterime girmedi.) vardı. Joker ve Harley Quinn’in birbirlerine duydukları aşkı görünce içi gitti. Aşk güzel şey, diye düşünüp Yarasa Çocuk olmaktan vazgeçti. Artık sevgilisiyle beraber banka soyacak, şehri havaya uçuracak ve iyi insanları dövecek olan Joker Çocuk olmuştu.