“Uykunun Derinliklerindeki Uykusuz Deliler – Delilik Hikayesi” ilk cümleleri:

“Babamın yadigârı olan eski saatime baktım ve saatin sabaha karşı 04.21 olduğunu fark ettim. Tüm İzmir’in uyuduğu bu saatte, ben ne yapıyordum? Her zaman merak ettiğim Bornova Sokağı’ndaki, kapısı olmayan, yer yer dökülmüş kırmızı duvarlı, en az yüz yıllık bir evde; boyu benden en az 30 cm, kilosu en az 25 kg daha fazla olan bir travestinin kahve falına bakıyordum. Sandığınız gibi; cinselliği karısına ‘’kaktırmak’’ olarak gören, en az beş çocuk babası, travesti sever bir kamyon şoförü veya şehrin göbeğindeki gecekondu mahallelerinde takılan, tek övündüğü başarısı lisedeki kimya hocasını dövüp okuldan kovulmak ve tek cinsel deneyimi de kız lisesi çıkışlarında külüstür motorunun önünü kaldırmak olan, travestiler ile hayata adım atan tiplerden de değilim. Sadece yıllardır süregelen uykusuz gecelerimde sıkıntımı bastırması için, kendi bulduğum oyunumun tek oyuncusuyum. O halde şimdi ailesinin koyduğu isim Bedri ama iş icabı kullandığı isim Bedriye olan travesti dostumu bırakıp size oyunumdan bahsetmek isterim:

Aslına bakarsanız, kolay bir oyun. Zaman geçirebileceğim en son arkadaşım da uykuya dalınca yalnızlığımı unutmak, sıkıntıdan kurtulmak ve gündüz cesaret edemediğim aktiviteleri yapmak için gözlerimi kapatıp aklıma ilk gelen fikri gerçekleştiriyorum. Kendime herhangi bir sınır koymadan (polis veya son zamanlarda ortaya çıkan bekçilere dikkat!) sabaha kadar, dilediğimce vakit öldürüyorum. Örnek vermek gerekirse; Buca’daki Mevlana heykeline tırmanmak, Karşıyaka ve Bostanlı sahilleri arasında bulunan ve uzaya giden bir yolu andıran İnsan Hakları Anıtı’nın üzerine bisikletle çıkmaya çalışmak (Genelde ufak tefek yaralanmalara sebep oluyor.), İnciraltı’ndaki müzeye çevrilmiş denizaltının üzerinden denize atlamak gibi. Tabi, bu oyunu oynamak isterseniz, benim gibi bazı niteliklere sahip olmanız gerekir: Öncelikle en önemli niteliğiniz, insomnia veya diğer adıyla uykusuzluk hastalığı olmalı. Ufak yaşlarda geceleri sık sık uyanmamla başlayan ve artık hiç uyuyamamama sebep bu hastalık; bana verilen bir hediye mi, yoksa üzerimdeki bir lanet mi anlamış değilim. Tek bildiğim, hayatımın temelini oluşturduğu… Tüm şehir uyurken ben, kulağa çılgınca gelen fikirlerimi gerçekleştirip ve oyunumu oynayıp, sabah hiçbir şey olmamış gibi sıkıcı reklam ajansıma gidebiliyorum. İnsanlar ‘’Gece rahat uyuyabildin mi?’’ diye sorduklarında gönül rahatlığıyla ve enerjik bir şekilde elimle başparmağımı gösterebiliyorum. Uyku yoksa, sorun da yok. Diğer sahip olmanız gereken nitelikler ise; polisten kaçabilmek için güçlü ve hızlı bacaklar, korkusuz ve her an her şeyi kabullenebilecek bir olgunluk ve son olarak da meraklı bir zihin. Bütün bunları bana yaptıran şey, kitaplarla ve internetle yetinmeyen, o korkunç meraklı zihnim… Şimdi oyunumu öğrendiğinize ve kafanızda yanlış bir şekilde oluşmuş olan imajımı düzelttiğime göre Bedri veya Bedriye’nin (Siz ne derseniz deyin, ben kısaca Bediş diyeceğim) evine dönebiliriz.”

Delilik Hikayesi – İki zıt hastalığa sahip insanın, sıradan olmayan aşk hikayesi sizlerle!

Hikayeyi okumak için buraya tıklayınız.

Sercan Arslan

sercan arslan

 

Bir Cevap Yazın