Umuda Giden Yol hikayesinin ilk cümleleri:

“İzmir için bile sıcak ve boğucu bir Mayıs günü, tüm dünyayı mahveden salgıdan dolayı uzak durmam gereken en riskli bölge olan Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin bahçesindeydim. Ne yazık ki boş oturmayı sevmeyen babam, evde gereksiz bir tadilat işiyle uğraşırken düşüp sağ kolunu kırmıştı. Acılar içinde kıvranan babamı apar topar buraya getirmiş ve acildeki doktorlara emanet etmiştim. Ben de onu beklerken uzun zamandır okumayı planladığım bir kitaba odaklanmaya çabalıyordum. Ancak hem sıcak, hem insanlar, hem de kafamdaki bin bir türlü düşünce buna pek olanak sağlamıyordu. Bir süre sonra kitabı yarım yamalak okuyarak harcamamak için kapatmak zorunda kaldım.

Boş boş oturduğum bir anda kitap okumamak, son yıllarda nadiren verdiğim bir karar olsa da gözlerimi biraz açmam ile ne kadar doğru olduğunu anladım. Çünkü bir yazar adayının gözlem yapmak amacıyla bulunabileceği en doğru yerdeydim. Hüzün, sevinç, umut, sabır, sevgi, nefret, çaresizlik, şükran, acı… Her yanımda insanların sıcaktan kıpkırmızı olmuş suratlarından yansıyan duygular ve hikâyeler vardı. Sadece birkaç dakika birini gözlemlemek, yeni hikâyelerime konu ve ilham bulmak için bulunmaz bir hazineydi. Kolu kırılmış ufacık bebek, idrar torbasını yanında taşıyan utangaç amca, sargılı gözünü başörtüsü ile gizlemeye çalışan teyze, tekerlekli sandalyede baygın oturan genç kız, komple bir bacağı alçıya alınmış delikanlı, ten rengi sapsarı olanlar, eli yüzü şiş olanlar ve daha fazlası vardı.

Bunların hepsi harika hikâyelere konu olabilecek insanlar olsa da, bir yeraltı edebiyatı yazarı olmak istiyorsam daha sıra dışı ve depresif bir hedef seçmeliydim. Böyle bir hedefi bulmam da çok uzun sürmedi. Tüm hastaneye odaklanmış olan zihnim, az kalsın burnumun dibindeki muazzam hedefi gözden kaçıracaktı.”

Hastanede yaşayan bir adamın umut ve karamsarlık dolu hikayesi…

Umuda giden yol…

Hikayeyi okumak için buraya tıklayınız.

Sercan Arslan

sercan arslan

Bir Cevap Yazın